Bülbül oldum güle geldim, Gül dalında dile geldim. Aşkla yanmak kaderimdir, Alın yazım ile geldim... Gönüllerden süzülmüşüm, Bir köşede büzülmüşüm, Doğduğum gün üzülmüşüm, Gözyaşımı sile geldim... Kara gözler, hilâl kaşlar, Benim aşkım böyle başlar, Geçtim nice dağlar, taşlar, Aştım gurbet ele geldim... Gezdim gurbet ocağında, Piştim hasret sıcağında, Tabiatın kucağında, Bir nefeslik yele geldim... Aşk bir yangın, ben bulaştım, Mecnun gibi çöl dolaştım, Hasretimle çok uğraştım, Acınacak hâle geldim... Gönlüm sevda yüklü kervan, Dinlemez ki buyruk ferman, Sevgilide arar derman, Derdi bile bile geldim... Gurbet oldu yerim, yurdum, Vuslat için hayal kurdum, Ak kâğıda kalem vurdum, Yunus gibi dile geldim...

GELİP GEÇTİM ŞU YALANCI DÜNYADAN

Gelip geçtim şu yalancı dünyadan,
Ben hakkımı helâl ettim, sen de et.
Ha varsın ha yoksun denen rüyadan,
Ben hakkımı helâl ettim, sen de et.

Bazen kavga ettim, bazen seviştim,
Bazen aynı kaldım, bazen değiştim.
Yârdan vazgeçmedim, candan vazgeçtim,
Ben hakkımı helâl ettim, sen de et.

Azrail bağrıma kuş gibi kondu,
Ecel şerbetini ağzıma sundu.
Sabah minareden selâm okundu,
Ben hakkımı helâl ettim, sen de et.

Mezarım kazıldı, suyum ısındı,
Teneşir üstünde cesedim yundu,
Kefene sarılıp tabuta kondu,
Ben hakkımı helâl ettim, sen de et.

Bir imamla saltanatım kuruldu,
Gözyaşıyla namazıma duruldu.
"Nasıl bilirdiniz?" diye soruldu,
Ben hakkımı helâl ettim, sen de et.

Omuzlar üstünde tabutum gitti,
Bir günlük saltanat bana da yetti.
Zeki der ki: Sözüm burada bitti,
Ben hakkımı helâl ettim, sen de et.

Zeki Çalar

18 Mayıs 2008

0 yorum:

ANTOLOJİ